23 Haziran 2012 - 10:21

İşgalci ve sömürgeci dünya egemenlerinin bir projesi olarak "tarafsızlık" tercihinin ne anlama geldiğini bu kadar yalın anlatan bir edebi ürün daha yok desek abartı olmaz.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Orta yaş üzeri Türkiyeliler hatırlayacaktır. 70'li yılların ironik bir sloganı vardı; "Bir düşünün, savaş çıkmış ama kimse gitmemiş" diye.

Bertolt Brecht'in bir şiirinin adı ve şiirden azade kullanılan ilk dizesiydi bu aynı zamanda.

Ne için, kim adına olduğu belli olmayan kavgalardan yorulmuş, ölmektense lümpen, hatta kavga kaçkını diye anılmayı göze almış gençlerin esprisiydi önceleri. Neden sonra kanıksandı. Ama hiçbir zaman bireysel bir kanıksamanın ötesine geçemedi.

Kitleselleşemedi bir türlü.

Çünkü çağ izin vermedi buna. Egemenler izin vermedi! Veremezdi de! Onların sömürü sistemleri tıkır tıkır işlesin diye savaş gerekliydi ve herkes savaşacaktı; üstelik değil barışın, savaşın bile ne anlama geldiğini bilmeyenler de katılacaktı savaşa!

Öyle de oldu. Cephe üstüne cephe açıldı çok geçmeden; soğuk, buz gibi bir savaşa insanları sürmek için. Üniformalılardan çok siviller, hatta tarafsızlar(!) savaşacaktı artık.

Askerlerin yanı sıra gazeteci, yazar, şair, senarist, fotoğrafçı, tiyatrocu, şarkıcı… Ama önce tarafsızlar savaşacaktı, önde tarafsızlar savaşacaktı; memur, işçi, esnaf, ev hanımı, emekli, öğrenci…

Her kesimden tarafsızlar savaşacaktı. En çok tarafsızlar savaşacaktı!

Cephe hazırdı. Eskisi gibi değildi savaşlar artık. Çünkü savaşlarda artık sadece ordulara ihtiyaç duyulmuyordu. Ve ordular sadece savaşçılardan oluşmuyordu!

Askerlerin yanı sıra gazeteci, yazar, şair, senarist, fotoğrafçı, tiyatrocu, şarkıcı savaşacaktı… Ama kural konmuştu: Önce tarafsızlar savaşacaktı, en önde tarafsızlar savaşacaktı!

"Bir düşünün, savaş çıkmış ama kimse gitmemiş" sloganı ironik bir espriydi önce. Savaşa karşı çıkıp lümpen diye anılmayı göze alanlar bile bunun ütopya ile distopya arasında salınacağını, asla öteye geçmeyeceğini biliyorlardı. Egemenler emretmeye görsün… Her zaman savaş olacak ve savaşa gidecek birileri her zaman bulunacaktı çünkü.

Biliyorlardı!

Ne ki savaş soğuktu, buz gibi, zemheri gibiydi. Sözde tarafsız kalmak, aslında bilfiil karşı cephede savaşmak da vardı hesapta. Kural böyleydi çünkü: "Düşmanının davası için savaşmış olurdu, kendi davası için savaşmamış olan!"

Sömürü düzeninde her kuralı egemenler koyardı. Bu yüzden uymak kalırdı geriye.

Hem bir şair, hem komple bir sanatçıydı Bertolt Brecht. Ne ki sanatçılar kural koymuyor, köleleştirici kuralları yıkmaya çalışıyorlardı sadece.

Ve…

Ve sonunda şiirlerinin sadece bir dizesi aparılıyor, meramları yozlaştırılıyordu.

Bertolt Brecht'e de öyle oldu. Harika şiirindeki muradı iğdiş edildi, saptırıldı.

Gelin isterseniz önce başına gelmedik iş kalmamış şiirinin tamamını okuyalım.

Düşün ki savaş var ama kimse gitmiyor.

Kim evde kalırsa savaş başladığında,

Ve başkalarının kendi davası için savaşmasına izin verirse,

Ayağını denk almalıdır:

Çünkü…

Kim ki savaşı paylaşmamışsa,

O yenilgiyi paylaşacaktır.

Savaştan kaçamaz bile,

Savaştan kaçmak isteyen:

Çünkü…

Düşmanının davası için savaşmış olur,

Kendi davası için savaşmamış olan.

İşgalci ve sömürgeci dünya egemenlerinin bir projesi olarak "tarafsızlık" tercihinin ne anlama geldiğini bu kadar yalın anlatan bir edebi ürün daha yok desek abartı olmaz.

O bir sanatçıydı. Ama sözde hümanist sanatçılar gibi "savaşa hayır" sloganları atmıyordu sadece. Gelip kapıya dayandığında "tarafsız" kalmanın söz konusu olmadığını, olamayacağını anlatıyordu.

Savaştan kaçmak mümkün değildi. Tarafsızlık sadece düşmanın davası için savaşmanın diğer adıydı ona göre.

Yaşasa beterini yazacaktı belki, hele hele bizim tarafsızları görseydi…

Suriye konusunda "tarafsız" kalmayı tercih eden gazeteci, yazar, şair, senarist, fotoğrafçı, tiyatrocu, şarkıcı… Böylelikle düşmanın davası için savaşan memur, işçi, esnaf, ev hanımı, emekli ve öğrenciler…

Hülasa sivil savaşçılar…

Bu yazı size…

Mehmet Yavuz